NÜKTELER



SERÇENİN KADERİ

Günlerden birgün havalar son derece soğukmuş. Minik bir serçe kendi kendine "Burada kalmalıyım, güneye göç etmemeliyim" demis.
Ama serçe bu soğuk havalara fazla dayanamamış ve birgün gökyüzünde uçarken, kanatları donmuş ve yere düşmüş. O sırada oralarda otlamakta olan bir inek serçenin yanından geçerken üzerine pislemiş. Serçe tam öleceğini düsünürken, taze gübrenin etkisiyle ısınmış ve donarak ölmekten kurtulmuş.
Serçe bu işe çok sevinmiş ki şarkı söylemeye başlamış. Ama oralarda gezinen bir kedi, serçenin sesini duyunca yavaşça gelmiş, gübreyi eşelemiş ve serçeyi bulup, midesine indirmiş.
 
Bu öykünün Anafikri ;
1. Tepene pisleyen herkes düşmanın olmak zorunda değil.
2. Seni pisliğin içerisinden çıkaran herkes de dostun değil.
3. Eğer pisliğin içinde rahat ve mutluysan, sesini sakın çıkarma.


İNSAN VE YÜKÜ

Terazinin bir kefesine deve olmakla yük taşımak, diğer kefesinede insan olmakla ibadet etmek konulsa ve seçme hakkı bize bırakılmış olsa hangisini seçecektik?
Elbetteki insanlığı...
O halde deve yükünü taşırken, biz niçin ibadetimizi yapmıyoruz.
Aynı şekilde terazinin bir kefesine hayvan olmakla yemeğimizi eğilerek yerden toplamak, diğer kefesinede insan olmakla secdeye varmak konulsa, tabi ki yine insanlığı seçecektik... Madem ki insanız o halde niçin secdeye varmıyoruz.


HAYAT SERÜVENİ

Mahlukata ömür dağıtımı yapılıyormuş. Önce eşeğe sorarak başlamışlar.

- Sana 60 yıl ömür veriyoruz, ömür boyunca itaat edeceksin, dayak yiyeceksin, sürekli çalışacaksın.

Eşek:
- 60 yıl ömür bana çok fazla, bunun 35 yılını kesin, 25 yıl bana yeter. demiş. Kabul edilmis...

Sonra sıra köpeğe gelmiş. Köpeğe demişler:
- Sana 30 yıl ömür veriyoruz. her an sadık olacaksın, ne verirlerse yiyeceksin, evleri bekleyeceksin.

Köpek:
- 30 yıl ömür bana çok fazla. Bana 15 yıl yeter. 15 yılını kesin demiş, kabul edilmiş...

Sıra maymuna gelmiş. Maymuna demişler:
- Sana 20 yıl ömür veriyoruz. Ömrün boyunca şaklabanlık yapacaksın, daldan dala atlayacaksın insanları eğlendireceksin...

Maymun:
- 20 yıl ömür bana çok fazla 10 yılını kesin bana 10 yıl yeter. demiş. O da kabul edilmis...

Sıra insana gelmiş. İnsana demişler:
- Sana 20 yıl ömür veriyoruz. Her şeyin sahibi sensin herkes sana itaat edecek..!

İnsan:
- "20 yıl ömür bana çok az, şu 20 yıla eşeğin almadığı 35 yılı, köpeğin almadığı 15 yılı ve maymunun almadığı 10 yılı ekleyelim" demiş. Kabul edilmiş.

İşte bu yüzdendir ki insanlar 20 yıl insan gibi yaşadıktan sonra; 35 yıl Eşekler gibi çalışıp emekli olur, 15 yıl köpek gibi evi bekler. Son 10 yılını da maymun gibi şaklabanlık yapar torunlarını eğlendirir...


NEDEN İMTİHAN EDİYORSUNUZ?

Öğretmen, öğrencilerin aklını karıştırmak için:
- Çocuklar, demiş. Allah hepimizin cennete gitmesini istediği halde, neden bizi dünyaya göndermiş?
Çocuklardan biri, soruya karşılık vermiş:
- Öğretmenim, demiş. Şüphesiz ki siz bizim sınıf geçmemizi istiyorsunuz. O halde neden hepimize birer 10 vermeyip imtihan ediyorsunuz?..
BİR ELMA RİCA EDEYİM

İnkârcı bir öğretmen, cebine şeker doldurduktan sonra, küçük öğrencilerine şöyle demiş:
- Eğer Allah varsa, isteyin bakalım size şeker verecek mi?
Ama ben, var olduğum için, isterseniz size şeker verebilirim. Hem de derhal.
Sınıfın en zeki çocuğu, öğretmenin niyetini anlayıp, şunları söylemiş kendisine:
- Bana şeker dokunuyor öğretmenim.
Onun yerine bir elma rica edeyim.


GÖRMEDİĞİNE İNANMAYANA CEVAP

Matematik hocası, "görülen" şekilleri tahtaya çizerken bir yandan da "aranızda görmediğine inananlar da var herhalde" demiş, bir öğrenci;
- Tabiî, diye cevap vermişti. Bunun üzerine hoca:
- Bak evlâdım, insan şöyle orta yere koyamadığı, eliyle gösteremediği şeylerin varlığından bahsetmemeli, diye devam edince, hak ettiği cevabı alıvermişti:
- Hocam, siz çocuğunuzu severken şefkatinizi elinizle gösterebiliyor, bir fakire sadaka verirken acıma hissinizi masanın üzerine koyabiliyor musunuz?


Arıya Hürmet Gösterilir mi ?

Arının yaptığı işi yüzlerce fen adamı yapamadığı halde, odamızdan içeriye bir arının girmesi halinde ona ne hürmet gösteriyor ve ne de ayağa kalkıyoruz.

Bal yapmak arıyı hayvanlıktan kurtaramadığı gibi, maneviyatı unutarak sadece dünyevi bir meslekte terakki etmek de bir kimsenin insaniyetini tekamül ettirmemektedir.


Madde ile mânâyı, akıl ile kalbi beraber götüren muhterem zatlar bahsimizden hariçtir.


Şükür Vazifemizi Yerine Getirebiliyor muyuz ?

Yaptığımız ibadetlerle Cenâb-ı Hakk'ın bize lütfettiği varlık, insaniyet, İslâmiyet gibi küllî nimetlerden ve akıl, hâfıza, göz, kulak gibi cihazattan kat-ı nazar, sâdece elle yemek yemenin dahi şükrünü yerine getiremeyiz. Şöyle ki:


Farz-ı muhal olarak, insanlar bu dünyaya gelmeden önce kendilerine: "Eğer rızkınızı ağzınızla yerden toplarsanız, hiç ibadet etmeyeceksiniz. Yok eğer rızkınızı elinizle yerseniz; her gün beş vakit namaz kılacaksınız" şeklinde bir teklifte bulunulsaydı, hiç tereddütsüz bütün insanlar ibadet etmeyi kabul edeceklerdi.

Bu hale göre bizler, yaptığımız ibadetlerle nazârımıza çarpmayacak kadar ehemmiyetsiz gördüğümüz bir nimetin dahi şükrünü edâ edemiyoruz. Nerede kaldı bunlarla ebedî Cenneti bihakkı kazanabilmek!..


Aynı Ücret mi ?           

Bir mağazada hem saman, hem de yağ satıldığını düşününüz. Bu mağazadan saman alan ile yağ alan kimsenin aynı ücreti ödemeyecekleri malumdur. Aynı şekilde, bu dünya mağazasından hayvanlarım istifadesiyle bizim istifademiz bir olmadığına göre, elbette ki bizden istenenin, hayvandan istenenle aynı olmayacağı bedihî bir mes'eledir.

İşte hayvan kendi vazifesini hakkıyla yerine getirdiği halde, biz ibadet vazifemiziyerine getirmezsek hesabımızın çok çetin olacağı muhakkaktır.




Dil Başka, Konuşma Başka      

Devenin dili bizim dilimizden çok daha büyük olduğu halde konuşamıyor. Demek ki dil başka, konuşma başkadır. Aynu gdz ile görmenin farklı olması gibi. Dilde konuşmayı yaratan ancak Mütekellim-i Ezeli'dir.


Diğer hayvanattan farklı olarak bizim dilimize takılan bu mücevherat ve bize yapılan bu hususi lütuf, elbette ki müstehcen şarkılar söyleyelim, başkalarına hakaret ede- fim veya malâyani sözler konuşalım diye değildir. Cenâb-ı Hak, Kuran’ı Kerimi’nde bize neleri konuşmamızı bildirmişse onları konuşacak ve neleri konuşmaktan men etmişse dilimizi onlardan uzak tutacağız.
İnsaniyet Nimeti            

Birçok hastalıklarla musibetzede olmuş ve her an binlerce ızdırap çeken bir insana, bu ızdıraplı insaniyet yerine sıhhatli bir kedi olmayı isteyip istemediği sorulsa, bu teklifi derhal reddedecektir. Kedi denilince, ağzımızdaki rızkını da beraber düşünürüz.

Demek ki o insan, o hali için de yine Cenab-ı Hakk'a şükür ile mükelleftir. Tâ ki, küfür ve isyan ile insaniyet nimetini ebediyen kaybetmesin.





Oyun mu, ilim mi ?         


Divâne bir çocuğun okula gitmeyerek oyunu ilme tercih etmesi gibi, fasık adam da günahı sevaba, eğlenceye ibadete tercih ediyor.



İnsanın Kıymeti           

Bir adamın binlerce ağacı, yüzlerce hayvanı ve bir tane de çocuğu olsa, bu zat âğaçlarının ve hayvanlarının tamamını istediği anda kesebileceği ve hiçbir ceza görmeyeceği halde, çocuğunun bir parmağını dahi kesemez. İşte insanın kıymetine bu misalle bir derece bakabilirsiniz. 


Dünyayı Kesben Değil Kalben Terk etmek     


İnsan dünyaya çalışmalı, muvaffakiyetin şartlarını hakkıyla yerine getirmeli, fa,kat asla ona kalbini bağlamamalıdır.

Bilindiği gibi insan, ineğin sütünü sağar, etinden istifade eder, fakat onu odasının başköşesine bağlamaz. İneğin yeri oda değil, ahırdır.

Öyle de, insan dünyadan istifade eder, para kazanır, mal mülk sahibi olur. Bunlar dünya hayatı için gerekli- dir, fakat insan bunları vesile olarak bilmeli, gaye yapma- malıdır. İnsan parasını kalbine değil, kasasına koymalı. Keza, sarayını gönlüne değil arsasına kurmalıdır. Zira, kalb Samediyetin âyinesidir, marifet ve muhabbete mahal olmak için yaratılmıştır.
İnsan, Beytullah mesabesindeki kalbine servet, ma- kam, teveccüh-ü nas gibi şeyleri koymamalı ve o kalbin nezaketine halel vermemelidir.


Şükür Vazifemiz      

Hayvanlarla insanları müşterek olarak istifade ettikleri birçok nimetler vardır. Hayvanlar da bizim gibi, bu küre-i arz üzerinde seyahat ediyorlar, havayı teneffüs ediyorlar, güneşten faydalanıyorlar, sesleri işitiyorlar,...

Bu gibi nimetlerinnimet olduğunu hayvan bilmemekte, insan ise bilmektedir. Demek ki, şükür, insanın fıtri vazifesidir. O halde, bu vazifeyi ifa etmeyen insanlar, bu cihetle de hayvandan çok aşağı düşüyorlar.



Misafir Ve Devesi    

Bir kimse devesine binerek bir zata misafir gitse, gittiği yerde kendisi karşılanıp eve dâvet edilir, devesi ise ağıla alınır. Deve eve giremez. Fakat ahırda sahibinden dolayı büyük bir ihtimam ve bakım görür. Deveye yapılan bu bakım ve ihtimam da bir cihette misafire yapılmış demektir ve onun ayrıca teşekkürünü mucip olur.

Bizler de bu dünyaya misafir olarak gelmiş bulunuyoruz. Diğer hayvanat ise bizim devemiz mesabesindedir.

Cenâb-ı Hak, bütün hayvanları bir cihette bizim için bakıp besliyor ve terbiye ediyor. Bu bakım ve terbiyeden dolayı da ayrıca hâmd ve şükürde bulunmamız lâzım gelmektedir.
İnsanın Şerefi

Çocukluğunda anne ve bâbasını kaybetmiş ve onların yüzünü hiç görmemiş bir kimseye, senin ebeveynin yok ve sen bu dünyaya kendi kendine geldin, denilse, bu söz o adamı kat'iyyen tatmin etmeyeceği gibi, aynı zamanda ona büyük bir hakaret sayılacak ve o şahıs ise ebeveyninin kim olduğunu öğreninceye kadar rahat etmeyecektir.

Bilindiği gibi, insanın dünyaya gelmesinde ebeveyn sadece birer sebeptir. Bu sebeplerin inkârı bir kimse için büyük bir hakaret addedilirse, müsebbibü'1-esbab olan Kadir-i Zülcelâl'irı inkârına giden adamlar kendilerini ne derece büyük bir zillete düşürüyorlar, kıyas ediniz.

İnsan için en büyük şeref, Allah'a (C.C.) kul olma ve bunu idrak etme keyfiyetidir.

Bir adama kimin oğlu olduğu sorulduğunda, şayet o adamın amcası babasına nazaran daha meşhur bir kimse ise, onun vereceği cevap, falan zatın yeğeniyim, şeklinde olacaktır. Bu cevap, intisaptaki şerefi takdir .. etmenin bir ifadesidir.

Bir insan, amcasının şerefiyle iftihar eder ve ona intisap ile şereflenmek isterse, Hâlik-ı Küll-i şey olan Hakim- i Ezeliye iman ile intisap eden kimselerin ne derece şeref kazandıklarını kıyas ediniz.

Bu şereften istifade etmemek aklın kârı değildir.




 

KAİNAT SARAYI VE İNSAN

Topkapı Sarayı'nı her gün binlerce insan ziyaret etmektedir. Bir tek gün olsun, bu sarayın kapısından içeriye bir devenin girdiği ve boynunu uzatarak antika eserleri temaşa ettiği görülmemiştir. Zira deve, antika eserlerden anlamaz. Onun anlayacağı şey, Topkapı Sarayı'nın bahçesinde otlamaktır.

Topkapı Sarayı kâinata misaldir. Bu kâinatın develer için yaratılmadığı ve semavât ve arzdaki sanat mucizelerinin onların temaşama takdim edilmediği bedihidir. Bu saray, insanlar için yapıldığa göre, hakiki insan; bu sarayı temâşa ve tefekkür edebilen, yaptığı temâşa ve tefekkürden tefeyyüz edebilen ve bu tefeyyüzle kemâlatını şahikalarına yükselebilen insandır. Yoksa sadece dünyevi maişeti ve zevkleri peşinde koşan insanın, bu kâinat sarayının bahçesinde otlayan develerden pek farkı olmaz.






Anasayfa
Öğretmenlerimiz
Edebî Damlalar
Kilisimiz
Etkinliklerimiz
Bilim
Makaleler
Eğitim Üzerine
Güzel Sözler
Hikayeler
Şiirler
Atasözleri
Fıkralar
Tekerleme
Bilmece
Ünlülerden Hazır Cevaplar
Mizah
Nükteler
Download siteleri
Zeka Soruları
Linkler
Ziyaretçi Defteri
Web Page Maker, create your own web pages.