MERHABA SEVGİ...MERHABA ARKADAŞ..

Merhaba gülen gözlü arkadaşım! Dudağındaki tebessümü kaybetmemişsin daha..Ne güzel dünyaya gülen gözlerle bakabilmek ve insanlara tebessümler saçabilmek senin gibi. Biliyorum, üzülüyorsun donuk gözlerle karşılaşınca..Ne yapalım arkadaşım! Herkes senin gibi olamaz..Duyabiliyorum 'hayır olmalı' dediğini..Haklısın arkadaşım! Aslında insanlar senin gibi olmalı Bilseler bir tebessümle neler yapabileceklerini, bir çocuğun gözlerindeki ışıltıyı,bir tebessümle nasıl görebileceklerini..Sıkıntılarla dolu bir insana, nasıl dünyaları verebileceklerini bilseler..Ve gülen gözlerin buzları nasıl erittiğini, kalpleri nasıl birleştirdiğini bilseler...Eminim onlar da senin gibi olmak isterlerdi..Sevgi saçıyorsun gülen gözlerinle arkadaşım..Saf ve hiç beklentisi olmayan bir çocuk gibi.Hayır arkadaşım..Sevgi sadece sevgiliye duyulmaz..Sevgie evrenseldir.Hiç kimse altın yığınları gibi kasasına kilitleyemez onu. O'nun yeri kalplerdedir..Bir annenin kalbindedir Onun yeri, çocuğuna verebilmek için..O'nun yeri bir bahçevanın ellerindedir,sevgi tohumları saçabilmek için..Evet sevgi her yerdedir..Yeter ki sen onu bulmak iste..Sevgiyi bulmak kolay, zor olan onu elinde tutabilmekte..Unutma arkadaşım! Sevgiyi duyabilmekle de iş bitmiyor..Sevgiyi göstermek te gerkiyor.Hayat kısa arkadaşım, bu gun olan yarın yok!Sevgiyi göstermek beklemeye gelmez, yarın çok geç olabilir..Elindekini kaybetmeden kıymetini bilmelisin..Biliyorum arkadaşım, bana hak veriyorsun Şimdi koş sevdiğinin yanına! Önce ona gülen gözlerle sımsıcak 'SENİSEVİYORUM' deyiver,içinden gelen en sıcak sesinle..Hayır, bunlar komik şeyler değil arkadaşım..Seni seviyorum anne,seni seviyorum baba, kardeşim, arkadaşım demek komik değil..Bu senin gibi bütün canlılara karşı sonsuz bir sevgi duyan bir insan için hiç de zor değil..Sadece biraz cesaret arkadaşım..Bu yalnızca yüreğinin buz kapladığını zanneden insanlara biraz zor gelecektir,ama onlar da senin gösterdiğin cesareti istediklerinde, kalplerinde sevgi kıpırtılarını hissettiklerinde VE ağlamayı öğrendiklerinde, inan her şey onlar için ve bütün insanlar icin daha güzel olacak..Evet arkadaşım! Gülmek varken surat asmak niye, güldürmek varken ağlatmak niye, güzel sözler söylemek varken,kalpleri kırmak niye?Hayat çok kısa arkadaşım ve bu dunya da ki hiç bir şey kırılan kalplere değmez..Şimdilik hoş cakal arkadaşım..Yine gel..Yanına senin gibi gülen gözlü, yüreği sevgi dolu insanları alıp yine gel olur mu?Beni fazla bekletme .Çün ku yarın bur da olamayabilirim..SENİ SEVİYORUM' demek için geç kalmayın! SEVGİYLE KALIN
MEVLANA`DA ASK

Mevlana derki: Ask geldi, damarimda, derimde kankesildi: beni kendimden aldi, sevgiliyle doldurdu.Bedenimin her yanini sevgili kapladi. Benden kalan yalniz bir ad, ondan ötesi hep o...Ugrunda bir omur bagislanan,yanip yakilan bu essiz sevgili Allah`tir. Allaha karsi asiri sevginin kemale erisi, asigin askta yok olusudur. Gercek ilhama mazhar  olmus, gercek yoklugu zevk edinmislerin en buyuk arzusu "ilahi-vuslattir". Mevlana bu yolun coskun asigidir, asktan dogmus, askla yogrulmustur." Bizim peygamberimizin yolu ask yoludur, biz ask cocuklariyiz;ask bizim anamizdir" der ve diriligin hakiki askta yok olmakla mumkun olabilecegini soyler; " Asksiz olmaki ölu olmayasin,askta ölki diri kalasin" Mevlananin aski, ömrunun 3 merhalesinde olgunlasmis,bir ömur bu ugurda harcanmistir. Mevlana bunu soyle dile getirir "hamdim, pistim, yandim". Mevlanaya göre gercek asiga asktan baskasi haramdir. " Aslolan sevmektir, insanin mayasinda bu duyguyu aritmali, ayiklamalidir.Bedenimiz bir kovan gibidir bu kovanin bali ve mumuda ilahi ASKTIR" Mevlananin siirlerindeki bag, gül ve bülbül, hepside birer semboldur, asil maksat Allah`tir. Mevlana derki:" Basimi koydugum heryerde secde ettigim O`dur.Alti yonde ve alti cihet disinda Mabud O`dur. Bag, gül,sema ve sevgili...Hepsi bahane, maksat daima O`dur.Iste Mevlanadaki ask ve sevgili...Cünku o herkesi seviyor, herkesi kabul ediyordu. Onca insanlar cesetve kalip itibariyle cok, fakat maya ve ruh bakimindan tekti.Bir rubaisinde:
" GEL, GEL,YINE GEL, YINE GEL...HER KIM OLURSAN OL,YINE GEL...ISTER KAFIR OL ISTER MECUSI, ISTERPUTPEREST. ISTER YÜZ KERE BOZMUS OL TÖVBENI..." diyor ve ilave ediyordu"UMUTSUZLUK KAPISI DEGIL BU KAPI.NASILSAN ÖYLE GEL..

"Bütun bir insanligi cagiriyor, aydinlik, nurlu kapisinda, onlara gercek yolu, Hak yolu gosteriyordu.Bu cagriya uyanlar, onun etrafinda kümelesiyor, hidayet yolunu seciyorlardi(bilgini, cahili,fakiri, zengini vs)Bu ilahi bir cagriydi- Konya gönuller yurdu, asiklar kabesi olmustu. Nitekim, bu cagri Mevlana devrindede, Mevlanadan sornada gönullerde aksini bulmus, onun mübarek turbesi, onnu sevenlerin bir siginagi, ziyaretgahi olmustu.Artik simdi Mevlana cagiriliyordu,ve biz ona söyle sesleniyorduk artik;

" Gel, gel, yine gel, yinede...Ey Gönuller Sultani, Ey

Koca Pir, Mevlana gel!

" Ey yillari yillara ulayip asan,

Ey nesillerden, nesillere ulasan...

Doyumsuz sevgine doymuyor insan

" Bir kere degil asla, bin kerre

Yinede gel, yine gel, yine gel"...

    
ÖĞRENDİKKİ

Ogrendik ki...... Bir tek insanin sana "iyiki varsin"demesi, varoldugumuz icin mutlu olmamizi saglar...Ogrendik ki... Kabuklarimizi kirdiginizda iceriden sevilmek ve onemsenmekisteyen biri cikiyor Ogrendik ki...... Asik oldugunda ne yaparsan ondan gizleyemiyoruz Ogrendik ki... Olgunlasmanin en kisa yolu bizden daha zeki insanlardan cevre edinmektir Ogrendik ki..... Bir cocugun bize uzattigi hediyeyi geri cevirmemeliyiz...Ogrendik ki... Bazen bir insanin tek ihtiyaci olan tutunacak bir el ve
kendisini anlayacak bir yurektir Ögrendik ki... Tanri'ya biz istemeden bize verdigi hersey icin sukretmeliyiz Ogrendik ki... Parayla "klas insan" olunmuyor Ogrendik ki...Hayat sartlari bizi ne kadar ciddi gorunmeye zorlasa da herkes cilginliklarini paylasacak birini ariyor...Ogrendik ki... Gun icinde basimiza gelen kucucuk seyler gun sonunda koca bir mutluluk hissettiriyor Ogrendik ki... Tanri gordugumuz herseyi bir gunde yapmadigina gore biz hic yapamayiz Ogrendik ki... Biriyle dalastigimizda tek basardigimiz onun bize daha cok zarar vermesini saglamak Ogrendik ki... Her yarayi saran zaman degil sevgidir Ogrendik ki...Karsilastigimiz herkes gulumsememizi hakeder
Ogrendik ki... Hickimse mukemmel degildir.. birine asik oldugumuz ana kadar Ogrendik ki... Firsatlar asla yokolmaz.. bizim kacirdiklarimizi daima yakalayan biri daima olacaktir  Ogrendik ki... En buyuk pismanlik, birine son bir kez "seni seviyorum"diyememis olmaktir Ogrendik ki... Yumusak kelimeler kullanmak,onlari yutmamiz gerektiginde isimizi kolaylastiracaktir Ogrendik ki... Bir gulumseme, daha guzel bir goruntuye kavusmanin bedava yontemidir Ogrendik ki.. Nasil hissedecegimizi kontrol edemesek de o hislerle nasil basa cikacagimizi kontrol edebiliriz
Ogrendik ki... Hepimiz zirvede olmak isteriz ama asil keyif oraya tirmanirken yasadiklarimizdadir  Ogrendik ki... Zamanimiz ne kadar azsa yapacak isler o kadar coktur ve.... Ogrendik ki..... Zaman alismayi ogretir, ama unutmayi asla....!
PAPATYA TARLASI

Papatya tarlasi Bir papatya tarlasi düsün.. Ilkbahar ayi..Ve sen onun yanindan geçen yolda yürüyorsun ve o papatya tarlasinda bir papatya dikkatini çeker..Binlercesinden birisidir ama sen onun yanina gidersin.. Onda seni çeken bir seyler vardir.. O papatyayi oldugu yerden koparirsin.. Sadece senin olsun istersin.. Sadece senin..Ölecegini düsünmeden.
Ve gidersin o tarladan. Bence bu tutku.. Içindeki
siddetin durduramadigi bir bencillik ama bir o kadar güzel ve hapsedici. Yine o tarlanin kenarindaki yolda yürüyorsundur.. Yine milyonlarcasi arasinda bir tanesi seni çeker.. Yaklasirsin yanina.. Yanina gidersin o
papatyanin.. Gözlerin baskasini görmez olur o an. Onun için herseyi yapmak istersin.. Dokunmak istersin.. Dokunamazsin, orada onunla ölmek istersin. Ama birden hafif bir rüzgar eser ve bir baska güzel çiçek kokusu gelir burnuna.. Dayanamazsin onun kokusuna.. Unutturur
herseyi bir anda ve o kokunun geldigi yöne gidersin..O papatya orada kalmistir.. Yüreginin bir kenarinda.. Paylasilmamistir bir çok sey.. Unuir çok sey.. Unutulmaz belki amageri de dönülmez ona.. Ask bence böyle bir sey.. Yine o yoldasin.. Papatya tarlasinin yanindan geçen.. Ve yine bir papatya... Milyonlarcasinin içinde seniçeker.. Gidersin yanina.. Orada kalakalirsin.. O hiç ölmesin diye her seyi yaparsin.. Tüm gücünle onunla olmak istersin.. Oradan seni koparacak hiç bir güç olmadigina inanirsin.. Ve orada onunla ölene kadar
birlikte kalirsin..
Bence sevgi de bu.

ÜÇ SORU

Bir zamanlar bir kralın aklına şöyle bir düşüncegeldi: "Eğer bir işe ne zaman başlayacağımı; kimidinleyeceğimi ve yapmam gereken en önemli şeyin
ne olduğunu bilseydim, girdiğim her işi
başarırdım."
Aklına böyle bir fikir düşünce, krallığın dört
bir yanına kim kendisine her iş için en uygun
vakti, bu iş için en gerekli kişinin kim olduğunu
ve yapılması gereken en önemli şeyin ne olduğunu
öğretirse ona büyük bir mükafat vereceğini ilan
etti.

Bilgeler kralın huzurunda toplandı, fakat
sorulara verdikleri cevaplar birbirinden tamamen
farklı çıktı.
İlk soruya cevap olarak; kimileri "her hareketin
doğru vaktini bilmek" için önceden günlerin,
ayların, yılların yer aldığı bir takvim
hazırlamak ve sıkı sıkıya buna uyarak yaşamak
gerektiğini söylediler. "Ancak böylece her şey
tam zamanında yapılabilir" dediler. Diğerleri ise
her hareketin doğru vaktine önceden karar
verilemeyeceğini, kişinin kendisini boş
eğlencelere kaptırmayıp, hep daha önce olmuş
olayları izleyerek lüzumlusunu yapabileceğini
iddia ettiler.
Başka bilginler de, kral neler olup bittiğine ne
kadar dikkat ederse etsin, tek bir kişinin her
hareket için en uygun vakte karar vermesinin
imkansız olduğunu; kralın, her şeyin en uygun
vaktini tespitte ona yardım edecek bir bilge
kişiler konseyi kurması gerektiğini söylediler.
Fakat bu defa da başka bilginler; "Bir konseyin
önünde beklemesi imkansız bazı şeyler vardır, bu
işlerin yapılıp yapılmayacağına ancak tek bir
kişi anında karar verebilir" dediler.
"Buna karar vermek içinse neler olacağını önceden
bilmek gerekir. Neler olacağını önceden bilenler
de yalnızca sihirbazlardır. Dolayısıyla her
hareketin doğru vaktini bilmek isteyen,
sihirbazlara danışmalıdır."
İkinci soruya da aynı şekilde türlü türlü
cevaplar geldi. Kralın en "fazla ihtiyaç duyduğu,
en gerekli kişiler" bazılarına göre danışmanlar;
bazılarına göre papazlar; bir kısmına göre
hekimler; daha başka bir kısmına göre ise
savaşçılardı.
Üçüncü soruya, yani "en önemli işin ne olduğu"
konusuna gelince; bazıları dünyadaki en önemli
şeyin bilim olduğunu söyledi. Bir kısmı savaşta
ustalaşmak; daha başkaları da dinî ibadet
dediler.
Bütün cevaplar birbirinden farklı çıkınca, kral
bunların hiçbirisini kabul etmeyip hiç kimseye de
ödül vermedi. Ama hâlâ doğru cevapları aradığı
için, bilgeliğiyle ünlü bir münzeviye danışmaya
karar verdi. Münzevi, hiç ayrılmadığı bir ağaç
kovuğunda yaşar, yanınaysa sade halktan başkasını
kabul etmezdi. Bu yüzden kral üstüne sıradan
elbiseler giyerek kendisini halktan biri gibi
göstermeye çalışarak yola düştü.
Münzevinin kovuğuna yaklaştıklarında atından indi
ve muhafızını da geride bırakıp yola devam etti.
*
Kral yaklaşırken münzevi, kovuğunun önüne çiçek
tarhları kazıyordu. Geleni gördü, selamlayıp
kazmaya devam etti.
Münzevi mecalsiz ve zayıf birisiydi; küreğini
toprağa her sokuşunda bir parçacık toprak
çıkarıyor, soluk soluğa kalıyordu
Kral yanına gelip şöyle dedi.
"Ey bilge münzevi, size üç sorunun cevabını almak
için geldim: Doğru şeyi doğru zamanda yapmayı
nasıl öğrenebilirim?
En fazla muhtaç olduğum, dolayısıyla
diğerlerinden fazla ilgi göstermem gereken
insanlar kimdir?
En önemli ve her şeyden önce kendimi vereceğim
işler nelerdir?"
*
Münzevi, kralı dinledi, ama cevap vermedi.
Avuçlarına tükürüp kazmaya devam etti.
"Yoruldunuz" dedi kral. " Küreği bana verin de
biraz dinlenin."
Münzevi; "Sağolun" diyerek küreği krala verdi,
yere oturdu. Kral iki tarh kazdıktan sonra durup
sorularını tekrarladı. Münzevi yine cevap
vermeden ayağa kalktı, elini küreğe uzattı ve;
"Biraz dinlenin; bir parça da ben çalışayım."
Dedi. Fakat kral küreği ona vermeyip kazmaya
devam etti. Bir saat geçti, bir saat daha...
Güneş, ağaçların ardından batmaya başladı.
Sonunda kral küreği toprağa saplayarak konuştu:
"Ey bilge kişi... Senin yanına sorularıma bir
cevap bulmak için geldim. Eğer cevap
vermeyeceksen, söyle de evime gideyim".
Münzevi; "Buraya koşarak birisi geliyor, dedi.
Bakalım kimmiş?" Kral da arkasını döndüğünde bir
adamın koşarak kendilerine doğru geldiğini ve
karnına bastırdığı ellerinin altından kan
sızdığını gördü. Yaralı adam onların yanına
ulaşınca, kendinden geçercesine inledi, sonra da
bayılıp yere düştü.
*
Kral ve münzevi, hemen adamın üstündeki
elbiseleri çıkardılar. Karnında büyük bir yara
vardı. Kral yarayı elinden geldiğince yıkadı,
mendiliyle ve münzevinin havlusuyla sardı. En
sonunda kan durdu, adam kendisine gelince içecek
bir şey istedi.
Kral dereden taze su getirip ona verdi. Bu arada
akşam olmuş hava soğumuştu. Kral, münzevinin de
yardımıyla yaralı adamı kovuğa taşıyarak yatağa
yatırdı. Yatağa uzanan adam gözlerini kapatıp
derin bir uykuya daldı.
Kral koşuşturmaktan ve yapmış olduğu işlerden
öylesine yorulmuştu ki eşiğe çöktü ve uyuyakaldı;
kısa yaz gecesi boyunca deliksiz bir uyku çekti.
Sabah uyanınca nerede olduğunu, yatakta uzanmış,
şaşkın gözlerle ve dikkatle kendisine bakan
yabancının kim olduğunu uzun süre hatırlayamadı.
*
Kralın uyandığını ve kendisine baktığını gören
adam;
"Beni affedin" dedi, zayıf bir sesle.
Kral; "Sizi tanımıyorum, üstelik affedilecek bir
şey yapmadınız ki" dedi.
"Siz beni tanımıyorsunuz, ama ben sizi tanıyorum,
dedi yataktaki adam...
Ben, kardeşini astırdığınız ve mallarını elinden
aldığınız için sizden öç almaya yemin etmiş bir
düşmanınızım. Tek başınıza münzeviyi görmeye
gittiğinizi öğrendim ve dönerken yolda sizi
öldürmeye karar verdim. Ama akşam olduğu halde
dönmediniz. Ben de sizi arayıp bulmak için pusuya
yattığım yerden çıkınca muhafızlarınıza
rastladım, beni tanıyıp yaraladılar. Onlardan
kaçtım, fakat yaramdan çok kan akıyordu. Yaramı
sarmasaydınız kan kaybından ölürdüm.
Ben sizi öldürmek istedim, siz ise hayatımı
kurtardınız. Eğer yaşarsam şimdiden sonra en
sadık köleniz olup size hizmet edeceğim ve
oğullarıma da aynı şeyi emredeceğim.
Affedin beni."
Kral, düşmanıyla bu denli kolay barıştığı ve onun
dostluğunu kazandığı için çok mutlu oldu; onu
affetmekle kalmayıp uşaklarını ve kendi doktorunu
gönderip onun tedavisini yaptıracağını söyledi.
Ayrıca mallarını iade edeceğine de söz verdi.

Yaralı adamla vedalaşan kral, kapının önüne çıkıp
münzeviyi aradı. Gitmeden önce, sormuş olduğu
sorulara cevap vermesini bir kez daha rica etmek
istiyordu.
Münzevi dışarıda, bir gün önce kazmış oldukları
tarhlara çiçek tohumları ekmekteydi.
Kral ona yaklaştı ve şöyle dedi:
"Sorularıma cevap vermeniz için size son defa
yalvarıyorum!.."
Yorgun dizlerinin üstünde çömelmiş olan münzevi,
gözlerini kaldırıp krala baktı ve;
"Cevabınızı aldınız ya" dedi.
"Nasıl aldım? Ne demek istiyorsunuz?" Diye sordu
kral. "Anlayamıyorsunuz" diye cevapladı münzevi.
"Dün eğer benim dermansızlığıma acımayıp şu
tarhları kazmasaydınız, gidecek ve şu adamın
saldırısına uğrayacaktınız. Ve yanımda
kalmadığınıza pişman olacaktınız. Yani en önemli
vakit, tarhları kazdığınız vakitti. En önemli
kişi bendim ve en önemli işiniz bana iyilik
yapmaktı. Daha sonra bu adam yanımıza koşarak
geldiğinde, en önemli vakit onunla ilgilendiğiniz
vakitti, çünkü eğer onun yaralarını
sarmasaydınız, sizinle barışmadan ölecekti.
Dolayısıyla en önemli kişi oydu, en önemli iş de
onun için yaptıklarınızdı. * Bundan sonra şu
gerçeği unutmayın: Tek önemli vakit vardır.
İçinde bulunduğunuz an. O an en önemli vakittir,
çünkü sadece o zaman elimizden bir şey
gelebilir... En önemli kişi; kiminle beraberseniz
odur. Zira hiç kimse bir başkasıyla bir daha
görüşüp görüşmeyeceğini bilemez... Ve en önemli
iş; iyilik yapmaktır. Çünkü insanın bu dünyaya
gönderilmesinin en önemli sebebi budur."
Makaleler Ana Sayfası
MERHABA SEVGİ...MERHABA ARKADAŞ..

Merhaba gülen gözlü arkadaşım! Dudağındaki tebessümü kaybetmemişsin daha..Ne güzel dünyaya gülen gözlerle bakabilmek ve insanlara tebessümler saçabilmek senin gibi. Biliyorum, üzülüyorsun donuk gözlerle karşılaşınca..Ne yapalım arkadaşım! Herkes senin gibi olamaz..Duyabiliyorum 'hayır olmalı' dediğini..Haklısın arkadaşım! Aslında insanlar senin gibi olmalı Bilseler bir tebessümle neler yapabileceklerini, bir çocuğun gözlerindeki ışıltıyı,bir tebessümle nasıl görebileceklerini..Sıkıntılarla dolu bir insana, nasıl dünyaları verebileceklerini bilseler..Ve gülen gözlerin buzları nasıl erittiğini, kalpleri nasıl birleştirdiğini bilseler...Eminim onlar da senin gibi olmak isterlerdi..Sevgi saçıyorsun gülen gözlerinle arkadaşım..Saf ve hiç beklentisi olmayan bir çocuk gibi.Hayır arkadaşım..Sevgi sadece sevgiliye duyulmaz..Sevgie evrenseldir.Hiç kimse altın yığınları gibi kasasına kilitleyemez onu. O'nun yeri kalplerdedir..Bir annenin kalbindedir Onun yeri, çocuğuna verebilmek için..O'nun yeri bir bahçevanın ellerindedir,sevgi tohumları saçabilmek için..Evet sevgi her yerdedir..Yeter ki sen onu bulmak iste..Sevgiyi bulmak kolay, zor olan onu elinde tutabilmekte..Unutma arkadaşım! Sevgiyi duyabilmekle de iş bitmiyor..Sevgiyi göstermek te gerkiyor.Hayat kısa arkadaşım, bu gun olan yarın yok!Sevgiyi göstermek beklemeye gelmez, yarın çok geç olabilir..Elindekini kaybetmeden kıymetini bilmelisin..Biliyorum arkadaşım, bana hak veriyorsun Şimdi koş sevdiğinin yanına! Önce ona gülen gözlerle sımsıcak 'SENİSEVİYORUM' deyiver,içinden gelen en sıcak sesinle..Hayır, bunlar komik şeyler değil arkadaşım..Seni seviyorum anne,seni seviyorum baba, kardeşim, arkadaşım demek komik değil..Bu senin gibi bütün canlılara karşı sonsuz bir sevgi duyan bir insan için hiç de zor değil..Sadece biraz cesaret arkadaşım..Bu yalnızca yüreğinin buz kapladığını zanneden insanlara biraz zor gelecektir,ama onlar da senin gösterdiğin cesareti istediklerinde, kalplerinde sevgi kıpırtılarını hissettiklerinde VE ağlamayı öğrendiklerinde, inan her şey onlar için ve bütün insanlar icin daha güzel olacak..Evet arkadaşım! Gülmek varken surat asmak niye, güldürmek varken ağlatmak niye, güzel sözler söylemek varken,kalpleri kırmak niye?Hayat çok kısa arkadaşım ve bu dunya da ki hiç bir şey kırılan kalplere değmez..Şimdilik hoş cakal arkadaşım..Yine gel..Yanına senin gibi gülen gözlü, yüreği sevgi dolu insanları alıp yine gel olur mu?Beni fazla bekletme .Çün ku yarın bur da olamayabilirim..SENİ SEVİYORUM' demek için geç kalmayın! SEVGİYLE KALIN
MEVLANA`DA ASK

Mevlana derki: Ask geldi, damarimda, derimde kankesildi: beni kendimden aldi, sevgiliyle doldurdu.Bedenimin her yanini sevgili kapladi. Benden kalan yalniz bir ad, ondan ötesi hep o...Ugrunda bir omur bagislanan,yanip yakilan bu essiz sevgili Allah`tir. Allaha karsi asiri sevginin kemale erisi, asigin askta yok olusudur. Gercek ilhama mazhar  olmus, gercek yoklugu zevk edinmislerin en buyuk arzusu "ilahi-vuslattir". Mevlana bu yolun coskun asigidir, asktan dogmus, askla yogrulmustur." Bizim peygamberimizin yolu ask yoludur, biz ask cocuklariyiz;ask bizim anamizdir" der ve diriligin hakiki askta yok olmakla mumkun olabilecegini soyler; " Asksiz olmaki ölu olmayasin,askta ölki diri kalasin" Mevlananin aski, ömrunun 3 merhalesinde olgunlasmis,bir ömur bu ugurda harcanmistir. Mevlana bunu soyle dile getirir "hamdim, pistim, yandim". Mevlanaya göre gercek asiga asktan baskasi haramdir. " Aslolan sevmektir, insanin mayasinda bu duyguyu aritmali, ayiklamalidir.Bedenimiz bir kovan gibidir bu kovanin bali ve mumuda ilahi ASKTIR" Mevlananin siirlerindeki bag, gül ve bülbül, hepside birer semboldur, asil maksat Allah`tir. Mevlana derki:" Basimi koydugum heryerde secde ettigim O`dur.Alti yonde ve alti cihet disinda Mabud O`dur. Bag, gül,sema ve sevgili...Hepsi bahane, maksat daima O`dur.Iste Mevlanadaki ask ve sevgili...Cünku o herkesi seviyor, herkesi kabul ediyordu. Onca insanlar cesetve kalip itibariyle cok, fakat maya ve ruh bakimindan tekti.Bir rubaisinde:
" GEL, GEL,YINE GEL, YINE GEL...HER KIM OLURSAN OL,YINE GEL...ISTER KAFIR OL ISTER MECUSI, ISTERPUTPEREST. ISTER YÜZ KERE BOZMUS OL TÖVBENI..." diyor ve ilave ediyordu"UMUTSUZLUK KAPISI DEGIL BU KAPI.NASILSAN ÖYLE GEL..

"Bütun bir insanligi cagiriyor, aydinlik, nurlu kapisinda, onlara gercek yolu, Hak yolu gosteriyordu.Bu cagriya uyanlar, onun etrafinda kümelesiyor, hidayet yolunu seciyorlardi(bilgini, cahili,fakiri, zengini vs)Bu ilahi bir cagriydi- Konya gönuller yurdu, asiklar kabesi olmustu. Nitekim, bu cagri Mevlana devrindede, Mevlanadan sornada gönullerde aksini bulmus, onun mübarek turbesi, onnu sevenlerin bir siginagi, ziyaretgahi olmustu.Artik simdi Mevlana cagiriliyordu,ve biz ona söyle sesleniyorduk artik;

" Gel, gel, yine gel, yinede...Ey Gönuller Sultani, Ey

Koca Pir, Mevlana gel!

" Ey yillari yillara ulayip asan,

Ey nesillerden, nesillere ulasan...

Doyumsuz sevgine doymuyor insan

" Bir kere degil asla, bin kerre

Yinede gel, yine gel, yine gel"...

    
ÖĞRENDİKKİ

Ogrendik ki...... Bir tek insanin sana "iyiki varsin"demesi, varoldugumuz icin mutlu olmamizi saglar...Ogrendik ki... Kabuklarimizi kirdiginizda iceriden sevilmek ve onemsenmekisteyen biri cikiyor Ogrendik ki...... Asik oldugunda ne yaparsan ondan gizleyemiyoruz Ogrendik ki... Olgunlasmanin en kisa yolu bizden daha zeki insanlardan cevre edinmektir Ogrendik ki..... Bir cocugun bize uzattigi hediyeyi geri cevirmemeliyiz...Ogrendik ki... Bazen bir insanin tek ihtiyaci olan tutunacak bir el ve
kendisini anlayacak bir yurektir Ögrendik ki... Tanri'ya biz istemeden bize verdigi hersey icin sukretmeliyiz Ogrendik ki... Parayla "klas insan" olunmuyor Ogrendik ki...Hayat sartlari bizi ne kadar ciddi gorunmeye zorlasa da herkes cilginliklarini paylasacak birini ariyor...Ogrendik ki... Gun icinde basimiza gelen kucucuk seyler gun sonunda koca bir mutluluk hissettiriyor Ogrendik ki... Tanri gordugumuz herseyi bir gunde yapmadigina gore biz hic yapamayiz Ogrendik ki... Biriyle dalastigimizda tek basardigimiz onun bize daha cok zarar vermesini saglamak Ogrendik ki... Her yarayi saran zaman degil sevgidir Ogrendik ki...Karsilastigimiz herkes gulumsememizi hakeder
Ogrendik ki... Hickimse mukemmel degildir.. birine asik oldugumuz ana kadar Ogrendik ki... Firsatlar asla yokolmaz.. bizim kacirdiklarimizi daima yakalayan biri daima olacaktir  Ogrendik ki... En buyuk pismanlik, birine son bir kez "seni seviyorum"diyememis olmaktir Ogrendik ki... Yumusak kelimeler kullanmak,onlari yutmamiz gerektiginde isimizi kolaylastiracaktir Ogrendik ki... Bir gulumseme, daha guzel bir goruntuye kavusmanin bedava yontemidir Ogrendik ki.. Nasil hissedecegimizi kontrol edemesek de o hislerle nasil basa cikacagimizi kontrol edebiliriz
Ogrendik ki... Hepimiz zirvede olmak isteriz ama asil keyif oraya tirmanirken yasadiklarimizdadir  Ogrendik ki... Zamanimiz ne kadar azsa yapacak isler o kadar coktur ve.... Ogrendik ki..... Zaman alismayi ogretir, ama unutmayi asla....!
PAPATYA TARLASI

Papatya tarlasi Bir papatya tarlasi düsün.. Ilkbahar ayi..Ve sen onun yanindan geçen yolda yürüyorsun ve o papatya tarlasinda bir papatya dikkatini çeker..Binlercesinden birisidir ama sen onun yanina gidersin.. Onda seni çeken bir seyler vardir.. O papatyayi oldugu yerden koparirsin.. Sadece senin olsun istersin.. Sadece senin..Ölecegini düsünmeden.
Ve gidersin o tarladan. Bence bu tutku.. Içindeki
siddetin durduramadigi bir bencillik ama bir o kadar güzel ve hapsedici. Yine o tarlanin kenarindaki yolda yürüyorsundur.. Yine milyonlarcasi arasinda bir tanesi seni çeker.. Yaklasirsin yanina.. Yanina gidersin o
papatyanin.. Gözlerin baskasini görmez olur o an. Onun için herseyi yapmak istersin.. Dokunmak istersin.. Dokunamazsin, orada onunla ölmek istersin. Ama birden hafif bir rüzgar eser ve bir baska güzel çiçek kokusu gelir burnuna.. Dayanamazsin onun kokusuna.. Unutturur
herseyi bir anda ve o kokunun geldigi yöne gidersin..O papatya orada kalmistir.. Yüreginin bir kenarinda.. Paylasilmamistir bir çok sey.. Unuir çok sey.. Unutulmaz belki amageri de dönülmez ona.. Ask bence böyle bir sey.. Yine o yoldasin.. Papatya tarlasinin yanindan geçen.. Ve yine bir papatya... Milyonlarcasinin içinde seniçeker.. Gidersin yanina.. Orada kalakalirsin.. O hiç ölmesin diye her seyi yaparsin.. Tüm gücünle onunla olmak istersin.. Oradan seni koparacak hiç bir güç olmadigina inanirsin.. Ve orada onunla ölene kadar
birlikte kalirsin..
Bence sevgi de bu.

ÜÇ SORU

Bir zamanlar bir kralın aklına şöyle bir düşüncegeldi: "Eğer bir işe ne zaman başlayacağımı; kimidinleyeceğimi ve yapmam gereken en önemli şeyin
ne olduğunu bilseydim, girdiğim her işi
başarırdım."
Aklına böyle bir fikir düşünce, krallığın dört
bir yanına kim kendisine her iş için en uygun
vakti, bu iş için en gerekli kişinin kim olduğunu
ve yapılması gereken en önemli şeyin ne olduğunu
öğretirse ona büyük bir mükafat vereceğini ilan
etti.

Bilgeler kralın huzurunda toplandı, fakat
sorulara verdikleri cevaplar birbirinden tamamen
farklı çıktı.
İlk soruya cevap olarak; kimileri "her hareketin
doğru vaktini bilmek" için önceden günlerin,
ayların, yılların yer aldığı bir takvim
hazırlamak ve sıkı sıkıya buna uyarak yaşamak
gerektiğini söylediler. "Ancak böylece her şey
tam zamanında yapılabilir" dediler. Diğerleri ise
her hareketin doğru vaktine önceden karar
verilemeyeceğini, kişinin kendisini boş
eğlencelere kaptırmayıp, hep daha önce olmuş
olayları izleyerek lüzumlusunu yapabileceğini
iddia ettiler.
Başka bilginler de, kral neler olup bittiğine ne
kadar dikkat ederse etsin, tek bir kişinin her
hareket için en uygun vakte karar vermesinin
imkansız olduğunu; kralın, her şeyin en uygun
vaktini tespitte ona yardım edecek bir bilge
kişiler konseyi kurması gerektiğini söylediler.
Fakat bu defa da başka bilginler; "Bir konseyin
önünde beklemesi imkansız bazı şeyler vardır, bu
işlerin yapılıp yapılmayacağına ancak tek bir
kişi anında karar verebilir" dediler.
"Buna karar vermek içinse neler olacağını önceden
bilmek gerekir. Neler olacağını önceden bilenler
de yalnızca sihirbazlardır. Dolayısıyla her
hareketin doğru vaktini bilmek isteyen,
sihirbazlara danışmalıdır."
İkinci soruya da aynı şekilde türlü türlü
cevaplar geldi. Kralın en "fazla ihtiyaç duyduğu,
en gerekli kişiler" bazılarına göre danışmanlar;
bazılarına göre papazlar; bir kısmına göre
hekimler; daha başka bir kısmına göre ise
savaşçılardı.
Üçüncü soruya, yani "en önemli işin ne olduğu"
konusuna gelince; bazıları dünyadaki en önemli
şeyin bilim olduğunu söyledi. Bir kısmı savaşta
ustalaşmak; daha başkaları da dinî ibadet
dediler.
Bütün cevaplar birbirinden farklı çıkınca, kral
bunların hiçbirisini kabul etmeyip hiç kimseye de
ödül vermedi. Ama hâlâ doğru cevapları aradığı
için, bilgeliğiyle ünlü bir münzeviye danışmaya
karar verdi. Münzevi, hiç ayrılmadığı bir ağaç
kovuğunda yaşar, yanınaysa sade halktan başkasını
kabul etmezdi. Bu yüzden kral üstüne sıradan
elbiseler giyerek kendisini halktan biri gibi
göstermeye çalışarak yola düştü.
Münzevinin kovuğuna yaklaştıklarında atından indi
ve muhafızını da geride bırakıp yola devam etti.
*
Kral yaklaşırken münzevi, kovuğunun önüne çiçek
tarhları kazıyordu. Geleni gördü, selamlayıp
kazmaya devam etti.
Münzevi mecalsiz ve zayıf birisiydi; küreğini
toprağa her sokuşunda bir parçacık toprak
çıkarıyor, soluk soluğa kalıyordu
Kral yanına gelip şöyle dedi.
"Ey bilge münzevi, size üç sorunun cevabını almak
için geldim: Doğru şeyi doğru zamanda yapmayı
nasıl öğrenebilirim?
En fazla muhtaç olduğum, dolayısıyla
diğerlerinden fazla ilgi göstermem gereken
insanlar kimdir?
En önemli ve her şeyden önce kendimi vereceğim
işler nelerdir?"
*
Münzevi, kralı dinledi, ama cevap vermedi.
Avuçlarına tükürüp kazmaya devam etti.
"Yoruldunuz" dedi kral. " Küreği bana verin de
biraz dinlenin."
Münzevi; "Sağolun" diyerek küreği krala verdi,
yere oturdu. Kral iki tarh kazdıktan sonra durup
sorularını tekrarladı. Münzevi yine cevap
vermeden ayağa kalktı, elini küreğe uzattı ve;
"Biraz dinlenin; bir parça da ben çalışayım."
Dedi. Fakat kral küreği ona vermeyip kazmaya
devam etti. Bir saat geçti, bir saat daha...
Güneş, ağaçların ardından batmaya başladı.
Sonunda kral küreği toprağa saplayarak konuştu:
"Ey bilge kişi... Senin yanına sorularıma bir
cevap bulmak için geldim. Eğer cevap
vermeyeceksen, söyle de evime gideyim".
Münzevi; "Buraya koşarak birisi geliyor, dedi.
Bakalım kimmiş?" Kral da arkasını döndüğünde bir
adamın koşarak kendilerine doğru geldiğini ve
karnına bastırdığı ellerinin altından kan
sızdığını gördü. Yaralı adam onların yanına
ulaşınca, kendinden geçercesine inledi, sonra da
bayılıp yere düştü.
*
Kral ve münzevi, hemen adamın üstündeki
elbiseleri çıkardılar. Karnında büyük bir yara
vardı. Kral yarayı elinden geldiğince yıkadı,
mendiliyle ve münzevinin havlusuyla sardı. En
sonunda kan durdu, adam kendisine gelince içecek
bir şey istedi.
Kral dereden taze su getirip ona verdi. Bu arada
akşam olmuş hava soğumuştu. Kral, münzevinin de
yardımıyla yaralı adamı kovuğa taşıyarak yatağa
yatırdı. Yatağa uzanan adam gözlerini kapatıp
derin bir uykuya daldı.
Kral koşuşturmaktan ve yapmış olduğu işlerden
öylesine yorulmuştu ki eşiğe çöktü ve uyuyakaldı;
kısa yaz gecesi boyunca deliksiz bir uyku çekti.
Sabah uyanınca nerede olduğunu, yatakta uzanmış,
şaşkın gözlerle ve dikkatle kendisine bakan
yabancının kim olduğunu uzun süre hatırlayamadı.
*
Kralın uyandığını ve kendisine baktığını gören
adam;
"Beni affedin" dedi, zayıf bir sesle.
Kral; "Sizi tanımıyorum, üstelik affedilecek bir
şey yapmadınız ki" dedi.
"Siz beni tanımıyorsunuz, ama ben sizi tanıyorum,
dedi yataktaki adam...
Ben, kardeşini astırdığınız ve mallarını elinden
aldığınız için sizden öç almaya yemin etmiş bir
düşmanınızım. Tek başınıza münzeviyi görmeye
gittiğinizi öğrendim ve dönerken yolda sizi
öldürmeye karar verdim. Ama akşam olduğu halde
dönmediniz. Ben de sizi arayıp bulmak için pusuya
yattığım yerden çıkınca muhafızlarınıza
rastladım, beni tanıyıp yaraladılar. Onlardan
kaçtım, fakat yaramdan çok kan akıyordu. Yaramı
sarmasaydınız kan kaybından ölürdüm.
Ben sizi öldürmek istedim, siz ise hayatımı
kurtardınız. Eğer yaşarsam şimdiden sonra en
sadık köleniz olup size hizmet edeceğim ve
oğullarıma da aynı şeyi emredeceğim.
Affedin beni."
Kral, düşmanıyla bu denli kolay barıştığı ve onun
dostluğunu kazandığı için çok mutlu oldu; onu
affetmekle kalmayıp uşaklarını ve kendi doktorunu
gönderip onun tedavisini yaptıracağını söyledi.
Ayrıca mallarını iade edeceğine de söz verdi.

Yaralı adamla vedalaşan kral, kapının önüne çıkıp
münzeviyi aradı. Gitmeden önce, sormuş olduğu
sorulara cevap vermesini bir kez daha rica etmek
istiyordu.
Münzevi dışarıda, bir gün önce kazmış oldukları
tarhlara çiçek tohumları ekmekteydi.
Kral ona yaklaştı ve şöyle dedi:
"Sorularıma cevap vermeniz için size son defa
yalvarıyorum!.."
Yorgun dizlerinin üstünde çömelmiş olan münzevi,
gözlerini kaldırıp krala baktı ve;
"Cevabınızı aldınız ya" dedi.
"Nasıl aldım? Ne demek istiyorsunuz?" Diye sordu
kral. "Anlayamıyorsunuz" diye cevapladı münzevi.
"Dün eğer benim dermansızlığıma acımayıp şu
tarhları kazmasaydınız, gidecek ve şu adamın
saldırısına uğrayacaktınız. Ve yanımda
kalmadığınıza pişman olacaktınız. Yani en önemli
vakit, tarhları kazdığınız vakitti. En önemli
kişi bendim ve en önemli işiniz bana iyilik
yapmaktı. Daha sonra bu adam yanımıza koşarak
geldiğinde, en önemli vakit onunla ilgilendiğiniz
vakitti, çünkü eğer onun yaralarını
sarmasaydınız, sizinle barışmadan ölecekti.
Dolayısıyla en önemli kişi oydu, en önemli iş de
onun için yaptıklarınızdı. * Bundan sonra şu
gerçeği unutmayın: Tek önemli vakit vardır.
İçinde bulunduğunuz an. O an en önemli vakittir,
çünkü sadece o zaman elimizden bir şey
gelebilir... En önemli kişi; kiminle beraberseniz
odur. Zira hiç kimse bir başkasıyla bir daha
görüşüp görüşmeyeceğini bilemez... Ve en önemli
iş; iyilik yapmaktır. Çünkü insanın bu dünyaya
gönderilmesinin en önemli sebebi budur."
Makaleler Ana Sayfası

Anasayfa
Öğretmenlerimiz
Edebî Damlalar
Kilisimiz
Etkinliklerimiz
Bilim
Makaleler
Eğitim Üzerine
Güzel Sözler
Hikayeler
Şiirler
Atasözleri
Fıkralar
Tekerleme
Bilmece
Ünlülerden Hazır Cevaplar
Mizah
Nükteler
Download siteleri
Zeka Soruları
Linkler
Ziyaretçi Defteri
Web Page Maker, create your own web pages.